Tüp Bebek Tedavisinde Uzun (Agonist) ve Kısa (Antagonist) Protokoller Dünya IVF

Tüp Bebek Tedavisinde Uzun (Agonist) ve Kısa (Antagonist) Protokoller

Doğal yollardan gebe kalmayı başaramamış anne adayları için başarıya ulaşma oranı en yüksek olan tedavi tüp bebek tedavisidir. Tüp bebek tedavisi, daha kolay bir yöntem olan aşılama tedavisine göre çok daha yüksek başarı oranlarına sahiptir. Buna rağmen tüp bebek tedavisi de %100 başarı şansına sahip bir yöntem değildir. Tedavinin başarı oranının yükselmesi için uygulanacak olan protokollerin tüp bebek uzmanı doktorları tarafından titizlikle belirlenmesi ve uygulanması gerekir. Örneğin anne adayının yumurtalarında bir sorun varsa yumurta donasyonu, baba adayının spermlerinde sorun varsa sperm donasyonu yöntemleri uygulanabilir ya da kadının rahmindeki gebeliğe elverişsiz herhangi bir durum tedavi öncesi düzeltilebilir. Tedavinin kişiye özel olması nedeniyle anne ve baba adayları üzerinde pek çok test uygulanır ve tedavinin yöntemi, süresi ya da uygulanacak protokoller buna göre belirlenir.

Tüp bebek tedavisinin kendi içinde pek çok protokolü bulunsa da en çok uygulanan protokoller antagonist ve agonist protokollerdir. Bu yöntemlerin her birinin kendine has başarı oranları, avantajları ve dezavantajları vardır. Bebek sahibi olmayan çiftler üzerinde uygulanan testlerin sonuçlarına göre uzman hekimler bu protokollerden hangisinin uygulanacağına karar verirler. Üreme başarısında kadının yaşı önemli bir faktördür. 40’lı yaşlarına yaklaşan kadınlarda yumurta rezervleri bitmeye yüz tutar. Bu durum hem gebe kalmayı zorlaştırır hem de yaş faktörüyle birlikte artan komplikasyonlar nedeniyle düşük riski artar. Agonist protokolde yumurta hücresi sayısı antagonist protokole göre daha fazla düşer. Bu nedenle özellikle 40’lı yaşlardaki kadınlarda daha çok antagonist protokol uygulanır. Bu protokolde kadının yumurta hücrelerini arttırmak hedeflenir. Kadının yumurta rezervleri yeterliyse agonist protokol uygulanabilir.

Kısa (antagonist) protokol isminden de anlaşılabileceği üzere daha kısa süreli bir tedavidir ve nispeten daha ucuz bir yöntemdir. Hasta dostu olarak adlandırılan bu tedavide daha az enjeksiyon uygulanır ve bunun neticesinde yan etki riski de daha düşüktür. Bu yöntemde anne adayının adetinin 1. veya 2. gününde ultrason ile gözlem yapılır gonadotropin tedavisi başlatılır. Hem ultrason hem de E2 ile yapılan gözlem sonucunda yumurtalar yeterli büyüklüğe ve sayıya ulaştığında antagonist tedaviye başlanır ve kadının yumurtalarına HCG hormonu uygulanmaya başlar. Bu hormon tüp bebek uzmanı tarafından belirli dozlarda ve saatlerde uygulanır. Uygulamadan 36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılır ve sonrasında ise embriyonun rahime tutunmasını kolaylaştıran ilaçların uygulanması işlemi yapılır. Bu işlem sonrasında yapılan gebelik testinin pozitif çıkması durumunda östrojen tedavisine son verilir ve gebeliğin 8 ila 12.haftasına kadar progesteron tedavisine devam edilir.

Uzun (agonist) protokol daha fazla zaman alan ve nispeten daha pahalı olan bir tedavi yöntemidir. Bu yöntemde enjeksiyon sayısının daha fazla olması nedeniyle istenmeyen yan etkiler de daha fazla olabilir. Hasta açısından daha zorlayıcı bir tedavi olarak nitelendirilir. Agonist tedavi en basit haliyle yumurtalıkların test ile kontrol edilmesi, belirli ilaçlar ile yumurtaların uyarılması ve olgunlaştırılması, yumurtaların toplanması, yumurtaların sperm ile döllenmesi ve embriyonun anne adayı rahimine transfer edilmesi adımlarını izler. Bu yöntemde daha fazla ilaç uygulaması bulunur. Anne adayının adetinin 21.gününde ultrasonografi uygulanır ve GnRH tedavisi başlar. Bu tedavi esnasında olan adetin 2 ila 3.gününde ise yumurta gelişimi amacıyla gonadotropin tedavisi uygulanır. Bu ilaç tedavileri yapılan testler ışığında hastanın bünyesine uygun olarak düzenlenir. Sonrasında ise antagonist tedavi ile benzer olarak HCG ilaçları ve 36 saat sonrasında yumurta toplama işlemi uygulanır. Protokolün bundan sonrası ile antagonist protokol ile benzer seyirde devam eder.

İlgili Blog Makaleleri